25 yaşıma kadar, “Sputnik” benim için neyse toplu taşıma
araçları da ancak oydu. Toplasan otobüse beş, dolmuşa üç defa binmişimdir, o derece.
Çeyrek asrın sonunda yaşadığım aileden kopma travması, şehir-iş-ev değişikliğinin
yanı sıra ağır bir yük olan İstanbul trafiği (günde 4-6 saat “direksiyon
sallamak” anlamına geliyor), gereksiz popülasyon ve otopark sorunu - a.k.a mafyası
- (nam-ı diğer İspark – İstanbul’un en meşru
mafya örgütü) beni öyle bir hale getirdi ki, arabamı (Kara Şimşek’imi) evin
önünde bulduğum, apartmanımızın girişine en yakın yerden, henüz hava parası
alınmayan sokağımızdan, gözümün önünden ayırmamaya karar verdim. Şimdi, işe
gitmek için yeni yollar keşfetmeliydim. Yaklaşık iki buçuk kere metrobüse
bindim. (Evet buçuk; zira konserve lakerda şeklinde yarım saat geçirince
insanın beynine kan gitmiyor, üç deseydim bilincini yitirmeden yolculuğu
tamamlayabilen insanüstü varlıklara haksızlık etmiş olurdum.)
Zaten deniz yolu varken o sevimsiz metrobüste ne işim vardı hala
bilmiyorum. (Hayır, pembe olması onu sevimli yapmaz; kadınların kadınlara
dokunma özgürlüğünün olduğu inancı nerden geliyor anlamış değilim; “kişisel
alan” kavramından habersiz badem bıyıklılara soralım da anlatsınlar yeri
gelmişken. Neyse.) Vapur denen şey, hem yeme-içme olanakları bakımından, hem de
diğer insanlarla temas etmeme ihtimalinin yüksekliği açısından çok daha medeni
ve rahat bir ulaşım aracı. (Ayrıca hangi metrobüste sizi Barış Manço
karşılıyor?) Özellikle köprü trafiğinde geçireceğim zamanın üçte birini vapurda
kitap okuyarak geçiriyorum. Boğaz ayaklarımın altında; pet şişesi yamulmuş “Hamidiye”
su, musluk suyundan yapılmış en açığı seyreltilmiş zift kıvamında çay, kaşarı
küflenmiş ama maşayla el değmeden en hijyenik şartlarda paketlenmiş tost, daha
ne isterdim ki…
Ancak elbette her gülün bir dikeni olduğu gibi, bu mükemmel
fikrimi de lekeleyen bir şey vardı: Vapura ulaşmak için kullanmak zorunda olduğum
“Kadıköy – Bostancı Dolmuş Hattı”. Hayatımın bu yeni döneminde bütün “pozitif”
hislerimden damıtılmak suretiyle ayrıldığımı söyleyebilirim.
Anlatıyorum.



bir gün martılara atılan simitle,şoföre uzatılan para arasındaki farkı anlat çala..
YanıtlaSil