20 Eylül 2012 Perşembe

Ben kimim, nerdeyim?

25 yaşıma kadar, “Sputnik” benim için neyse toplu taşıma araçları da ancak oydu. Toplasan otobüse beş, dolmuşa üç defa binmişimdir, o derece. Çeyrek asrın sonunda yaşadığım aileden kopma travması, şehir-iş-ev değişikliğinin yanı sıra ağır bir yük olan İstanbul trafiği (günde 4-6 saat “direksiyon sallamak” anlamına geliyor), gereksiz popülasyon ve otopark sorunu - a.k.a mafyası -  (nam-ı diğer İspark – İstanbul’un en meşru mafya örgütü) beni öyle bir hale getirdi ki, arabamı (Kara Şimşek’imi) evin önünde bulduğum, apartmanımızın girişine en yakın yerden, henüz hava parası alınmayan sokağımızdan, gözümün önünden ayırmamaya karar verdim. Şimdi, işe gitmek için yeni yollar keşfetmeliydim. Yaklaşık iki buçuk kere metrobüse bindim. (Evet buçuk; zira konserve lakerda şeklinde yarım saat geçirince insanın beynine kan gitmiyor, üç deseydim bilincini yitirmeden yolculuğu tamamlayabilen insanüstü varlıklara haksızlık etmiş olurdum.)

Zaten deniz yolu varken o sevimsiz metrobüste ne işim vardı hala bilmiyorum. (Hayır, pembe olması onu sevimli yapmaz; kadınların kadınlara dokunma özgürlüğünün olduğu inancı nerden geliyor anlamış değilim; “kişisel alan” kavramından habersiz badem bıyıklılara soralım da anlatsınlar yeri gelmişken. Neyse.) Vapur denen şey, hem yeme-içme olanakları bakımından, hem de diğer insanlarla temas etmeme ihtimalinin yüksekliği açısından çok daha medeni ve rahat bir ulaşım aracı. (Ayrıca hangi metrobüste sizi Barış Manço karşılıyor?) Özellikle köprü trafiğinde geçireceğim zamanın üçte birini vapurda kitap okuyarak geçiriyorum. Boğaz ayaklarımın altında; pet şişesi yamulmuş “Hamidiye” su, musluk suyundan yapılmış en açığı seyreltilmiş zift kıvamında çay, kaşarı küflenmiş ama maşayla el değmeden en hijyenik şartlarda paketlenmiş tost, daha ne isterdim ki…
Ancak elbette her gülün bir dikeni olduğu gibi, bu mükemmel fikrimi de lekeleyen bir şey vardı: Vapura ulaşmak için kullanmak zorunda olduğum “Kadıköy – Bostancı Dolmuş Hattı”. Hayatımın bu yeni döneminde bütün “pozitif” hislerimden damıtılmak suretiyle ayrıldığımı söyleyebilirim. 

Anlatıyorum.
 

1 yorum:

  1. bir gün martılara atılan simitle,şoföre uzatılan para arasındaki farkı anlat çala..

    YanıtlaSil