5 Ekim 2012 Cuma



Ön koltuktan hepinize selamlar, sevgili dolmuşzedeler..

Yoo yo şoför değilim..

Sadece toplu taşımalardan bu kadar bahsetmişken bir anımı paylaşmak istedim hatta istettirildim. Daha önce mevzumuza bahis olan bu konu, bir arkadaşımızın gidiş biletini aldığı güzergaha, bir adet de dönüş bileti almasıyla tekrar yeşerdi.

Hikaye, bundan 13-14 yıl kadar önce dinlediğim, günün saflıklarının anlatıldığı bir radyo programında, esas oğlanın kendisi tarafından programa çekilen faksla anlatılmıştı. Çok değil ama eski, motor kelimesinin çok anlamlı kullanıldığı zamanlara gelinmemişken henüz, içinden boğaz geçen ve şu an burnumda tüten İstanbul’da  geçiyor. 

Zat-ı muhterem arkadaşımız her zamanki gibi “işe gitmek için” uyanmıştır. Fakat bu sefer, o her zamanki saatte uyanamamıştır. Geç kaldığını görünce aceleyle takım elbisesini giymiş, zamanın meşhur serisinden daha meşhur  “James Bond” çantasını almış ve evden fırlamıştır. Zaten ne olduysa ondan sonra olmuştur. 

İçinden boğaz geçen ve şu an burnumda tüten İstanbul, o zamanlarda da gereğinden fazla kalabalıktır. Kahramanımız, geç kaldığından mütevellit olsa gerek mantığının da yardımıyla işe gidebileceği en hızlı yol olarak deniz yolunu seçmiştir. İş yerinin başka bir kıtada olduğunu düşünürsek oldukça meşakkatli zamanlar onu beklemektedir. Dedim ya çok değil ama eski İstanbul diye, o zamanlar motora binerken ne bir turnike var, ne bilet, ne fiş, ne akbil. Doğruca motora biniyorsunuz ve kız kulesi açıklarında görevli arkadaş gelip sizden parayı alıyor. 

Uzun adımları sayesinde “Gadget”ı andıran “uykucu şirin”imiz, DOLMUŞ ve artık kalkmak üzere olan motoru görür iskelede. Fonda çalan şarkıyla


dünyayı umursamadan elinde çantası, sırtında ceketi, ayağında köseleleri ile koşmaya başlar. Bir iki tökezlemeyle geçirdiği düşme tehlikelerinin ardından iskeleden 1,5 metre uzakta duran motora kendini atar ve derin bir oohhh çeker.

Rahatlama ifadesi olan bu "oooohh" daha sonra öfkeli bakışların alt yazısı olarak "ooooff"a döner. Çünkü kahramanımızın canhıraş bir şekilde bindiği bu motor iskeleden gitmiyor, iskeleye yanaşıyordur.

Saygılarımla.

3 Ekim 2012 Çarşamba

Şoför T®ipleri



Mutlu Jön:
 
Amsterdam’da muffin yemiş gibi bir yüz ifadeleri vardır. Yüzlerindeki sürekli gülümseme ifadesi ile insanı korkutabilirler. Eski İstanbul Türkçesi konuşur (veya konuşmaya çalışır), her söylenene mutlaka gereksiz kibar ve mutlu cevaplar verir, en gergin ve sinirli anınızda sizi hayattan daha da çok nefret etmeye iterler. Aynı yolu gide gele Nirvana’ya ulaşmış olup olmadıkları merak konusudur; zira o sabrın ve ermiş tavırların başka bir açıklaması da yoktur. İnsan dolmuşta mı, VIP transfer aracında mı zaman zaman kestiremez, şüpheye düşer. Çağdaş dolmuş kültürü ruhuna son derece aykırı olan bu tipler, soylarının tükenme tehlikesiyle karşı karşıyadırlar.  
 - Afedersiniz hanımefendi..Bozuk paranız var mıydı acaba?




Memur:
 
Bana göre ideal şoför tipidir. Etliye sütlüye karışmaz, kurallara uyar. Teşekkür edene de, iyi günler dileyene de, küfredene de aynı duyarsızlıkla yaklaşır. Bela aramaz. Ota bo*a korna çalmaz. En sinirli anında elini “Allah Allah” dermiş gibi ağır çekim kaldırır ve tekrar direksiyona koyar. Ekoseli gömlek giyer ve düğmelerini göğüs kıllarını göstermeyecek kadar kapatır. Bu tiplerin en sevdiğim yanı da gaz ve fren kombinasyonunu optimum düzeyde kullanabilme kabiliyetleridir. Kusturmazlar. Uzaktan da olsa nispeten sevilesidirler. Radyoda çalan “Cızırt FM” içlerinin öldüğünün kanıtıdır adeta. İçlerinden seri katil çıkması mümkündür, bu bakımdan dikkat edilmesi gerekir.
 - Bozuğunuz var mıydı bayan?




A g r e s i f :
 
Önceden kestirilmesi zor şoför tipidir. Sıklıkla “memur” tipi ile karıştırılırlar. Ancak borderline personality özellikleri taşıdıklarından çoğu zaman uzaktan bakıldığında kendilerinde yanıltıcı bir sakinlik gözlenir. Bu, fırtına öncesi sessizliğe benzetilebilir. Onlara yaklaştıkça auralarındaki negatif enerji ve 580 voltluk elektrik hem kalbinize hem ruhunuza işler. Artık onun etki alanına girmiş cyborg bir yolcu olarak, saniyede 43 kez yaptığı ani frenlere önlem olarak sol ayağınızı yarım adım önde tutmak, sağ elinizle de en yakındaki stabil herhangi bir yere sabitlenmiş metal objeye tutunmak zorundasınızdır. En öndeyseniz, cesaret hapı almadığınız sürece (-ki ben genelde alıyorum), emniyet kemeri takmaya cesaret edemezsiniz. Asfalt annesine küfretmiş gibi araba kullanır, bütün para vereni tersler, Kızıltoprak’ta inmek isteyene (trafik ışıkları olmayan yoldan gitmesini engelleyeceği için) “kıl” olur. Yiğitlere b*k sürdürmeme derdindeyseniz, bu yolculuğu atlatabilme şansınız %0,001’dir. Zorlamayın.
 - Paralar bozuk olsun!!




Bıçkın Delikanlı:
 
“Bacımsın” tipi de denilebilir. Şöyle ki; dolmuş sınırları içersindeki her kadın bacısıyken, yolda yürüyen her dişinin vücut-kitle endekslerini hesaplamada ustalaşmış bireylerdir. Bu nedenle aynalı Rayban tercih eder, sürekli kalkık olan tek kaşları gözlüğün üzerinden görünecek şekilde dururlar. Cool tavır takınmaya çalışsalar (ve çoğu zaman başarsalar) da, sevdikleri kız uğruna dolmuş şoförü olmuş gibi bir halleri vardır. Asilikten midir, yılların kadınsızlığından mıdır bilinmez, arabalarının kornasıyla adeta yapıştırılmaları unutulmuş siyam ikizi gibi olduklarından, Sahilyolu ve Bağdat Caddesi gürültü kirliliğinin %85’inden sorumlu olsalar da, yolcuların saçlarını bozmadan dolmuşu havalandırma maksadıyla “yarım açılma fonksiyonlu dolmuş kapısı”nı kullananlar yine onlardır.
- Ablacım bozuk yok muydu?





Vecihi:
 
İsimden de anlaşılacağı üzere, saatte 360 mil hıza ulaşıp, herkesin yüreğini ağzına getirmek konusunda doktora yapmış; buna karşın araba kullanma konusunda herhangi bir yere varamamış şoför tipidir. Özellikle trafik ışığı kırmızı yanarken, yaya geçidine 100 metre kala son derece şuursuzca gaza asılmasından teşhis edilebilir. Tahmin edileceği üzere, acı fren sesi ve balata yanığı kokusunun da sorumluları onlardır. Acele yetişmeniz gereken bir yer olduğunda Hızır gibi yetişirler. Bunun haricinde beynin gereksiz adrenalin pompalamasının baş nedeni de olabilirler.
 - Para üstünüzü verdim dimi abla.. (Vecihi ya para alış verişi bile hızlı)